İngiltere… Bir “Kendine Bakma” Hikayesi…

13 Avrupa Kupası’nda 2 kez, 16 Dünya Kupası’nda 3 kez yarı finale çıkabilmiş (biri kupayla sonuçlanan bu başarıların bir kısmı 1960’lardan kalma), “gruplarda elenir onlar” diyenleri çok nadiren şaşırtmasının hemen ardından genellikle bir sonraki turda elenerek o şaşkınlığı gidermiş; müzmin başarısız, moralsiz, üzerinde inanılmaz bir baskı hisseden, “futbolun atası” İngiltere nasıl yarı final oynadı ve daha önemlisi elenmesine rağmen eve nasıl dönüyor?

 

İngiltere, 2018 Dünya Kupası’nın başında “Her zamanki İngiltere” profilinde bir takım. İngilizlerin genellikle dünya çapında –belki- 1 ya da2 yıldızları oluyor (zamanında Beckham gibi, şimdi biraz Kane gibi) gerisi kendi liglerinden Sterling ayarında adamlar. Kötü değiller elbette fakat bir Messi, bir Ronaldo etkisinde de olmadıkları açık.

 

Gruplarda ya da son 16 turunda hadi o da olmadı çeyrek finalde eleniyorlar. İngiliz Milli Takımı denince akla gelen bu. Benim de beklentim buydu.

 

Bu turnuvada İngilizler ilerledikçe “Bir sebebi olmalı” dedim kendimce. Çünkü yıllardır aynı bu takım, isimler değişse de aynı. O sebebi “Yaa şansa buraya kadar geldiler”e bağlamak istemedim, onu kabullenemedi aklım.

 

Bir ortasaha oyuncuları var. Adı; Dele Alli. Alli, takım psikologu için “Harika bir kadın. O konuştuğunda hepimiz onu dinlemek istiyoruz” dedi. Normalde futbolculardan pek duymayız böyle bir şeyi. Bir diğer oyuncu Eric Dier, “Onunla geçirdiğimiz son 6-7 ayda neler başardığımızı düşünüyorum” demiş. Benzer şeyleri diğer oyuncuların da söylediğini gördüm.

 

Sonra Guardian’a baktım, Daily Mail’e baktım, Daily Mirror’a baktım. İngiltere ciddi ciddi kendi milli takımlarındaki mental değişimi ve psikolog etkisini konuşuyor. Hatta Daily Mail başlığı şöyle atmış: “How the psychology of the England football team could change your life?”

 

Şunun peşindeler: “İngiltere Milli Takımı’nın psikolojisi (psikolojik anlayışı/yaklaşımı) hayatınızı nasıl değiştirebilir?”

 

İngiltere Milli Takımı psikologunun adı Dr. Pippa Grange. Tıp doktoru değil, psikoloji doktorası var. İngiltere Milli Takımı daha önce de psikolog kullanmış, fakat psikologun konumu şuymuş: “Konuşmak isteyen, bir derdi olan gidip konuşabilir. Psikolog aha orada.”

 

Grange, önce bunu değiştiriyor. “Takımın bizzat içinde olacağım” diyor ve giriyor içine. Grange, öyle kişisel gelişim kitapları bestseller olmuş bir isim falan değil. Ama daha önce Yeni Zelanda ve Avustralya’da rugby takımlarıyla çalışmış ve spor psikolojisinde uzmanlaşmış.

 

İngiltere Milli Takımı’nda kendini konumlandırmasını şöyle anlatmış: “Ben, onlar için şifa verici bir anne/hemşire rolünde olmamalıydım. Kısık sesle arkada kalmamalıydım. Ama tüm ilgiyi üstüme de toplamamalıydım.”

 

Psikolog bundan aylar önce göreve başladığında önce kampta serbest zamanlarda “küçük gruplar oluşturma” işini yapmış. Antrenmanların arasında, öncesinde, çıkışında bir araya gelen bu küçük grupların birbirleriyle hayat tecrübelerini konuşmalarını sağlamış. Şu an İngiltere Milli Takımı’nda “Yorkshire çocuğuyuz, birbirimizi anlıyoruz” diyen üç isim var örneğin. Dr. Grange konuyu en sonunda “endişe”lere getirmiş. Küçük gruplar kendi içlerinde içten bir biçimde endişe konuşur hale gelmişler.

 

Teknik direktörle tam uyum halinde çalışmış. Kendini kabul ettirmiş ve hocanın desteğini almış. Kendisinin tasarladığı kimi şeyleri, teknik direktör hayata geçirmiş.

 

Minik oyunlar oynatmış. Maçlardan sonra, sonuç galibiyet bile olsa herkesin telefona gömüldüğünü fark etmiş. Onun yerine Tunus maçından sonra futbolculara havuzda bir oyun oynatmış. Koca adamları şişme unicorn’lara bindirmiş, acayip eğlenmişler.

 

Takımın ana ruhunu “Kendi hikayeni yaz” olarak belirlemişler. “Geçmişi değil, beklentileri değil. Oradasın, o sensin, bu da senin hikayen” düşüncesini işlemişler. İngiltere hep tarihi arıyor, hep büyük bir baskı hissediyor. “Başarı” fetişleşmiş, bunu ortadan kaldırmaya, işi “hikayeni yaz”a getirmeye gayret etmişler.

 

İngiltere’nin uzun senelerdir derdi olan penaltılara özel olarak çalışmışlar. Futbolcuların bazılarının penaltı kullanmayı “Başlarına gelebilecek en kötü şey” olarak tanımladığını fark etmişler. Bazıları kafalarında bir maç sunucusu duyduklarını söylemiş penaltıya yürürken, penaltıyı nasıl kaçırdıklarını anlatan. Burada “fırsat” kavramı üzerinde durulmuş.

 

Harry Kane’in Panama maçı penaltısını direk psikologun anlattıklarına bağlayanlar var. Kane, topu penaltı noktasına koyuyor. İki defa Panamalılar yanına geliyor, rahatsız ediyor. Her ikisinde de Kane sakince topu yerinden kaldırıyor. Tekrar ellerine alıyor. Bekliyor. Ortam sakinleşince yeniden penaltı noktasına koyuyor topu. Derin nefesini alıyor, vuruyor, golü atıyor. Aslında süreci en baştan başlatıyor. “En baştan başla” öğretisi demişler.

 

Psikolog, sportif motivasyonun sadece geçmiş sportif başarılardan gelmediğini aktarmış. Bu yüzden futbolcular kendi hayat deneyimlerinden de faydalanmış; çocuk yetiştirmeden ortaokulda katıldığı bilgi yarışması birinciliğine, hayatında atlattığı badirelere…

 

“Güven” aşılamış, birbirlerine güven duymaları temel önceliklerinden olmuş.

 

Peki ya kaybetmek? Onu da şimdi göreceğiz. Yine Dele Alli’ye dönelim. Hırvatistan maçı öncesinde sorulduğunda Alli “Excited, not nervous” olarak tanımlamış duygularını; “Gergin değilim, heyecanlıyım.”

 

Gerginken eve dönüşü travmatiktir. Heyecanlıyken yenilgi iyi bir öğretmendir.

 

Gerginken, belki de eve hiç dönemeyiz. Heyecanlıyken yeniden başlayabilir her şey…

 

Harry Kane’nin penaltısı: https://www.youtube.com/watch?v=39p27EURFG8

 

Guardian: https://www.theguardian.com/football/2018/jul/10/psychology-england-football-team-change-your-life-pippa-grange

 

Daily Mail: http://www.dailymail.co.uk/sport/football/article-5935605/England-stars-hail-importance-squad-psychologist-Dr-Pippa-Grange.html

 

Daily Mirror: https://www.mirror.co.uk/sport/football/news/meet-england-psychologist-who-helped-12855098

yonetici
yonetici